30 Aralık 2019 Pazartesi

Yürek Yarası



Of diyorum bir şiir okuyunca 
Gözlerimden birer damla düşüyor, 
Sen olsan da, sevsen de beni 
Yokluğunun izleri bu gözümden düşen yaşlar
Yazdığım şiirlerden daha ağır gelip, daha acı veriyor yüreğime 
Sensizliğin acısı bu canım, şiirin değil
Bu nasıl bir sevgidir ya Rab? Bu nasıl bir ızdırap?
Sabah seninle kalkıp, gece seninle yatar oldum,
Günümü senin bıraktığın hatıralarla ördüm
Geleceğin gün belli olsa sayacağım "Sayılı gün çabuk geçer." diye 
Teselli edeceğim, avutacağım yüreğimi kandırabilirsem 
Ama o da belli değil
Haykırmak istiyorum Dünya'ya:
Neden aynı havayı soluyup baş başa olamadığımızı...
Neden aynı güneşin altında olup yan yana duramadığımızı...
Rüzgar! 
Selam olsun sana
Sana bir iki şey fısıldasam, sevdiğime üfler misin her gün onu çok sevdiğimi?
Ve Güneş!
Ne kadar ısıtabilirsinki beni, sevdiğime sarıldığımdan daha sıcak?
Ya sen Ay? 
Üstüme ne kadar verebilirsin şavkını, sevdiğim yanımda olmadan? 
Ne anlamı var hayatın bir kişi eksiksek? 
Hayat, sevdiğin olmadan nedir bitanem bizim için?
Sen, benim hayatım
Ben, senin... 



Sevginin Günlüğü



İçtim yorgunluk kahvesini
Geçtim yine masama
Aldım yine dostumu
Döktüm içimde kalanları, durmayacakları
Sevmelerimi, bende bıraktığı derin yaraları
Tadamadığım zevkleri, sevilmeleri, 
Yıllarca aradığım mutluluğu bulamamalarımı,
Haftalarca dönüşü olacağını sandığım sevmelerimin belki heba olacağını, gerek duyulmadığını,
İnsanların beklentilerimi karşılamadığını döktüm yerli yersiz,
Acı dolu yüreğimde çığlıklar sessiz, Kabullenmeyişlerim eşsiz ve geniş
Gün gebe, saat sancı, çok zor bu bekleyiş
Zorluk beklemekte değil !
Beklemek de ne iş?
Asıl zorluk senin geleceğini bilmeden bekleyiş.
Kalbimin çukurunda sensizliğin büyüttüğü tohumlar yeşerdi
Sığmıyor artık kalbime, sığmıyor bedenime
Ya sen ve ben olacağız ya da,
Ya sen olacaksın ya ben olmayacağım şu aynı oksijeni soluduğumuz atmosferde
O gül yüzün gözümün önüne perde gibi geçtiğinde
Ellerim gidiyor kıvırcık saçlarının aralarına 
Hayallerinle büyüyor içimdeki sevgi sensiz
Çünkü bu kalbe bıraktığın tohumlar yemsiz




Ona Hasret


Bilir miydin kalplerin neşesinin sevgiyle kanatlandığını?

Taşı annesi sanıp sarılır yosun, bilmez dünya farkındalığını...

Yalan, riya, nefret dolu artık kalplerde

Unutturmuş insana sevgiyi, saygıyı, kalplerin sıcakkanlığını

Kalbi ısıtanın yalnız sevgi olduğunu bilir misin?

Odunlar ısıtmaz bazen sobayı, kalbin sönükken

Kalbimi ısıtanın sen olduğunu bilir misin ey can?

Seninleyken kalbim çıkacak yerinden öyle bir heyecan!

Gözümün baktığı yer sen olsun, kulağımın duyduğu canım

Tuttuğum elin olsun, başını yasladığın yer göğsüm

Sarılacağım kişi tek sen ol, sarılacağın kişi tek ben

Ağlayacak zamanın olmasın, HEP GÜL!

Taşacak yerin olmasın kalbimde, HEP KAL!


Platonik Aşk




Önce olacak gibi olur, hatta biraz olur umutlanırsın, 
Ama anladım ki sadece bana olmuş. 
Ne yaparsın? Olan olmuş...
Taş mı başayım evladını kaybetmiş ana gibi yüreğime?
Onu da beceremem diyeceğim ama 
Ezdiğin toprak olmuşum taş da bir şey mi?


Sevmek




Sevmek acı verir hissedebilir misin?
Sevmek yürek ister bilir misin?
Sevmek dünyayı onun için unutmaktır göze alabilir misin?
Sevmek karşılıksızdır becerebilir misin?
Sevmek tek bedende iki olmaktır yapabilir misin? 
Ve sevmek acı verse de sevmeye devam etmektir sevebilir misin?


Bitti




Ne anlar eşek hoş laftan
Ne anlar sevmeyen aşktan
Zoruna gitmesin bitanesi
Olmaz olsun yeni baştan
Anlamazsın anlayamazsın
Okuyup anladığını sanarsın
Şiiri okuyan, yazıyı yazan bilir
Gidince arkamdan ağlarsın
Gül desem diken dersin
İnan desem güven dersin
Benim için gelmedikten sonra
Kal desem giden sensin
Sevmeseydin sever miydim?
Sevmeyecektin oyun muydum?
Murat gibi sadık biri
Ömrü billah bulur muydun?
Aman aman kalsın sözler
Bıktım artık daha neler
Kalbimin de bir sabrı var
Yeter artık ulan yeter


Yolculuk


Bir kitap olsam cilt cilt;
Okunsam okunsam bitmesem
Bir yazı olsam içinde;
Virgüller sayesinde noktalar renklense
Bir şiir olsam şairde;
Sevgiyi kafiyeyle anlatsam
Bir kıt'a olsam içinde;
Şiir yazmaya tövbe etse
Bir dünya olsam insanda;
Döne döne kalbe ulaşsam
Bir pıhtı olsam kanında;
Tüm bedene hayat katsam
Bir heybe olsam hamalda;
Bükülene dek yük alsam
Bir dert olsam sırtında;
Ah düşünse de sabretse



Samanyolu Halifesi




Yine dert küpü oldum, daima güz
Bitmiyor gardaş hüzün, gülmüyor yüz
Eşim, dostum, akrabam kutuplaşmış
Sistem mi eğri, yoksa dünya mı düz?

El bağlı, kol bağlı oturmaktayız
Sükut hayâl oldu, bağırmaktayız
Hukuka, tüzüğe güven kalmamış
Sorsan; elhamdülillâh müslümanız

Ahlar geldi, vahlar gitti, lüzumsuz
Ben gerekeni yaparım, sözüm söz
Bitmiyorsa eğer iki yaz, bir kış
Yönetendir eğri olan, düpedüz



Atatürk Düşmanlarına




Ne baharı kaldı ülkemin, ne yazı, ne güzü, ne de kışı
Ne kara kışlar gördü bu toprak; mermiler sanki yere yağdı

Yağsa da mermiler, denize döküldü işgale gelen düşman!
Ama içimizdeki düşman, bu durumdan neden hâlâ pişman?

Pişmanlık Atatürkse, eğilir onun önünde bütün dünya!
Amerika, Avrupa, Afrika, Okyanusya, İskandinavya...

'Atatürk gibi düşün' sözü bile varsa sövdüğün gâvurda;
Sen arasan da bulamazsın rahmeti, duvardaki Kur-an'da!


Rakı Sevdası



Bir masada kadeh tokuşturmayı bilenlerin olması kâfidir edepte

Edep dediğin büyüğü dinlemektir tokuşturunca kadehi sükûnette

Derdim değil olmak ehl-i keyf amma

Ben içmeden de mest olur, görünce refik-i âlâyı muhâcerette

                              *
                           * * *
                         * * * * *
                           * * *
                              *

Olsun varsın bir iki tek içtik diye rakının günâhı

Ama olmazsa olmazdır bir büyüğün gölgesindeki muhabbetin sevâbı

Dert etme bu kadar, dertten büyük Allah var

İçmesini bilenin değil korkusu, Allah sevgisi var



Üç Soru Tek Cevap




En güzel çiçek ne diye sordular
Hiç koparılmamış, henüz bir kadından geri çevrilmemiş olan dedim
Güldüler
Gülerler, gülsünler
Onlar bilmezler çiçeğin boyun büktüğünü
Bilmezler çiçeği; anası topraktan, sevdası güneşten ayırdıklarını
Gülsünler
Dünyanın en zor şeyi ne diye sordular
Sevdiğin tarafından sevilmek dedim
Zor olan şey bu mu deyip güldüler
Gülsünler
Onlar bilmezler sevginin bükülmediğini
Bilmezler sevginin, yalnız sevgiye aç kaldığını
Gülsünler
Sevmek nedir diye sordular
Bir bedende iki olmak dedim
Anlamadılar
Güldüm



Ne Oluyor Bana


Hiç tanımadığın birini kıskanıyorsan
Gözlerini kapattığında bile onu görüyorsan
Uyumak için bile göz göze gelmekten korkuyorsan
Söyle nedir bu, neyin alameti?

Tanımadığın birine yaklaşınca kalp ritmin artıyorsa
Maraton koşmuş gibi nefes nefese kalıyorsan
Sesin dudakların titriyor, dizlerinin bağı çözülüyorsa
Bilmem, sen söyle, bu neyin işareti?

Tanımadığın biri için hayatın artık spontane bir hâl aldıysa
Karanlık bile o gözün ışığıyla aydınlanıyorsa
Hayatının tek problemi şu 3 kıtânın 4. mısralarındaki sorunun cevabı olduysa
Bilmem, söyle yeterki, nedir bu bendeki?


Bir Ben, Bir de Bedenim



Gözüm, kulağım
Açım;
Tebessüme, gamzeye, yakamoza,
Yan yana yıldızlara bakmaya
Aynada arkamdan sarılmış onu görmeye
Uyanıp yanımda görünce rüya olmadığına
Açım;
Sevgilim, aşkım, birtanem, canım, hayatıma
Elim, ayağım
Hasretim;
Kucaklaşmaya, sarılmaya, el ele tutuşmaya sevdiğinle
Yürümeye, koşmaya kırlarda gönlümce
Düşkünüm;
Ağaca, denize, yağmur sonrası toprak kokusuna
Güneşin doğduğu, battığı ufuk çizgisine
Hayranım;
Güzele, sevgiye, doğaya, beni doğuran anaya
Telafisi olmasa da yaşanmışlıklara
Hatırlayınca güldüğümüz anılara
Ağzım, dilim
Şaşkınım;
Sevgi varken kavgaya, gülmek varken ağlamaya
Çözüm dururken problemlere
Karşıyım;
Savaşa, güçsüze kullanılan güce, açlığa, sefilliğe
Elde edemeyince dayağa, düşüncenin terbiye edilmesine


Sen



Sen!
Evet evet, sen!
Deniz güzeli, güneş sarısı, yaban çiçeği
Çocukların tırmanamadığı ağacın en uçtaki meyvesi
Sulu, tatlı, biraz da mayhoş
Haydi koş
Saçların, rüzgârın varlığını hissettirsin
Ağustos güneşi altında, ağaçların gölgesinde serinletsin
Bir annenin evladına olan sevgisi
Bir kızın babasına duyduğu aşk ol, gel
Kalıplara girmemiş bir prenses
Dalgaların falezlere çarptığı ses ol, gel



Geçen Sene Bu Zamanlar


Bir gün diyordun, bir gün
Hiç de beklemediğin bir anda;
Kime susadığını bilmiyorum ama,
Yine de çıktım karşına
Döndüğün sokaktan çevirecek,
İsmini söyleyip şaşırtacaktım seni
Tam da bu zamanda
Ben de senin geçtiğin sokaklardan geçtim yalnızca
Sanmam çözülürdü şu an kollarının bağı
Ama unutturabilirdim sana daha önce yapılanları
Bilmem, duymazdan gelir misin artık sana yazdıklarıma?
Sen beni tanı,
Ben de seni diye,
Çıktım artık karşına...




Ülkede her şey kötü gidebilir. Tarihin en karanlık, en umutsuz günleri yaşanıyor olabilir. Acı çekeriz, mücadele ederiz, direniriz, gün gelir illâ ki düzelir her şey.
Ama;
Sana açılmasaydım; hayatımın geri kalanında pişman biri olarak kalacaktım. Bu yüzden; beni beğenirsin, beğenmezsin, hiç önemli değil. Ben kalbimin sesini dinledim, şimdi bahtiyârım.

Açık denizde bir sandal, bir de yelken
Küçük yeller oynatmaz beni yerimden
Yel değil ki sendeki; öyle bir tufan
Kop artık, kop da gel sonsuz gökyüzünden


Bağlanma Korkusu



Bakma, düştüğün zaman boğar seni
Bahtın gözüme yansıttığı deniz
Hep yakamoz içinde tutar beni
Her sabah da dışına atar deniz

Sen gökkuşağında her bir renksin ki;
Üstünde güneşin endâmı gezer
Kabaran dilimde benim her türkü
Baharı olmayan bir kışı süzer

Senin önünde yıldızlar eğilir
Gökyüzünde bildiğin ne varsa hep
Seni Dünya, Güneş ve Ay kıskanır
Beni sanma değerli bir müzehhep

Ağlayan dertli bir kalp vardır bende
Ondandır böyle boş boş bakışlarım
Kilit vurup her türlü sonsuz derde
Tek korkumdur kırılsın kanatlarım



Aşk




Nasıl ağlıyorsa şâir, mısralarında,
Nasıl mutlu oluyorsa ressam, tualinde,
Nasıl seviyorsa mecnun, karşılıksız şu dünyada,
Bir ilham gelir ve dökülür; kalpten dile, şiir olur.

Sobanın dibinde titreyen insan,
Uzakta arar sıcaklığı, değer görmeden
Çünkü biliyordur: kalbi ısıtan;
Yardan başkası değil



Hayat



Hayat, 
Bazen güneş doğmadan uyanan kuşların cıvıltıları ile gece yatmadan evvel bir baykuşun ötüşü arasında kalan, ıslak bıraktığımız ve kurumasını beklediğimiz anların silsilesi kadar büyülü ve hızlı geçse de, aslında aklından geçirdiğin o andır. Hayat düşüncedir farkındaysan, değilsen rüya olduğunu uyandığında öğrenecek kadar da tembel olur insan...




Türkiye'de Sorun Ne mi?

Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin, kendini  yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin devleti yönetebileceği zannedilir. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar." der, Platon M.ö. 427-347

Peki ya günümüzde?

Adalet ve Kalkınma diye geldiler; ne adalet kaldı, ne ekonomi.
Yaşam ve Adalet diye gelip, özgürlüklerden ve hukuktan dem vuruyorlar; ne özgürlük bırakacaklar ne de hukuk...

Yarım yüzyılda Türkiye'de; 'demokrasi, adalet, güven, vatan, yol vb.' diyerek kurdukları partiler ve bunların iktidarlığı yüzünden bu durumlara geldik. Sağ-sol, alevi-sunni, Türk-Kürt ve dindar-lâik olarak Türkiye'yi kutuplaştırdılar. Önce insan diyerek, Atatürk'ün 'Köylü milletin efendisidir.' sözüne istinaden, genç cumhuriyetin yurttaşlarının eğitilmesi, yurdun sanayileşmesi, dünyayı tanıması, sanat ve spor ile güçlü bir topluma rol model olması için kurulan kültür abidesi köy enstitülerini kapattılar. Durum gayet açıktı: İnsanı eğitmeden hiçbir şeyin düzelmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Yurttaşların elinden bu hakkı aldılar. Toplumun yaşayışı batılı toplumlar gibiydi fakat Terakkiperver Partisi ve sonrasında kurulan partiler ve CHP içine sığınmış Cumhuriyet düşmanları yüzünden, ülkede hep bir batıya özenme, batılaşamama(uygarlaşamama) sorunları baş gösterdi. Yurdumuzun gelinen son noktasında en büyük sorunumuz, ne işsizliktir, ne ekonomi, ne de terör... Bu ülkenin en büyük sorunu eğitimdir, eğitim.