Of diyorum bir şiir okuyunca Gözlerimden birer damla düşüyor, Sen olsan da, sevsen de beni Yokluğunun izleri bu gözümden düşen yaşlar Yazdığım şiirlerden daha ağır gelip, daha acı veriyor yüreğime Sensizliğin acısı bu canım, şiirin değil Bu nasıl bir sevgidir ya Rab? Bu nasıl bir ızdırap? Sabah seninle kalkıp, gece seninle yatar oldum, Günümü senin bıraktığın hatıralarla ördüm Geleceğin gün belli olsa sayacağım "Sayılı gün çabuk geçer." diye Teselli edeceğim, avutacağım yüreğimi kandırabilirsem Ama o da belli değil Haykırmak istiyorum Dünya'ya: Neden aynı havayı soluyup baş başa olamadığımızı... Neden aynı güneşin altında olup yan yana duramadığımızı... Rüzgar! Selam olsun sana Sana bir iki şey fısıldasam, sevdiğime üfler misin her gün onu çok sevdiğimi? Ve Güneş! Ne kadar ısıtabilirsinki beni, sevdiğime sarıldığımdan daha sıcak? Ya sen Ay? Üstüme ne kadar verebilirsin şavkını, sevdiğim yanımda olmadan? Ne anlamı var hayatın bir kişi eksiksek? Hayat, sevdiğin olmadan nedir bitanem bizim için? Sen, benim hayatım Ben, senin...
İçtim yorgunluk kahvesini Geçtim yine masama Aldım yine dostumu Döktüm içimde kalanları, durmayacakları Sevmelerimi, bende bıraktığı derin yaraları Tadamadığım zevkleri, sevilmeleri, Yıllarca aradığım mutluluğu bulamamalarımı, Haftalarca dönüşü olacağını sandığım sevmelerimin belki heba olacağını, gerek duyulmadığını, İnsanların beklentilerimi karşılamadığını döktüm yerli yersiz, Acı dolu yüreğimde çığlıklar sessiz, Kabullenmeyişlerim eşsiz ve geniş Gün gebe, saat sancı, çok zor bu bekleyiş Zorluk beklemekte değil ! Beklemek de ne iş? Asıl zorluk senin geleceğini bilmeden bekleyiş. Kalbimin çukurunda sensizliğin büyüttüğü tohumlar yeşerdi Sığmıyor artık kalbime, sığmıyor bedenime Ya sen ve ben olacağız ya da, Ya sen olacaksın ya ben olmayacağım şu aynı oksijeni soluduğumuz atmosferde O gül yüzün gözümün önüne perde gibi geçtiğinde Ellerim gidiyor kıvırcık saçlarının aralarına Hayallerinle büyüyor içimdeki sevgi sensiz Çünkü bu kalbe bıraktığın tohumlar yemsiz
Taşı annesi sanıp sarılır yosun, bilmez dünya farkındalığını... Yalan, riya, nefret dolu artık kalplerde Unutturmuş insana sevgiyi, saygıyı, kalplerin sıcakkanlığını Kalbi ısıtanın yalnız sevgi olduğunu bilir misin? Odunlar ısıtmaz bazen sobayı, kalbin sönükken Kalbimi ısıtanın sen olduğunu bilir misin ey can? Seninleyken kalbim çıkacak yerinden öyle bir heyecan! Gözümün baktığı yer sen olsun, kulağımın duyduğu canım Tuttuğum elin olsun, başını yasladığın yer göğsüm Sarılacağım kişi tek sen ol, sarılacağın kişi tek ben Ağlayacak zamanın olmasın, HEP GÜL! Taşacak yerin olmasın kalbimde, HEP KAL!
Önce olacak gibi olur, hatta biraz olur umutlanırsın, Ama anladım ki sadece bana olmuş. Ne yaparsın? Olan olmuş... Taş mı başayım evladını kaybetmiş ana gibi yüreğime? Onu da beceremem diyeceğim ama Ezdiğin toprak olmuşum taş da bir şey mi?
Sevmek acı verir hissedebilir misin? Sevmek yürek ister bilir misin? Sevmek dünyayı onun için unutmaktır göze alabilir misin? Sevmek karşılıksızdır becerebilir misin? Sevmek tek bedende iki olmaktır yapabilir misin? Ve sevmek acı verse de sevmeye devam etmektir sevebilir misin?
Ne anlar eşek hoş laftan Ne anlar sevmeyen aşktan Zoruna gitmesin bitanesi Olmaz olsun yeni baştan Anlamazsın anlayamazsın Okuyup anladığını sanarsın Şiiri okuyan, yazıyı yazan bilir Gidince arkamdan ağlarsın Gül desem diken dersin İnan desem güven dersin Benim için gelmedikten sonra Kal desem giden sensin Sevmeseydin sever miydim? Sevmeyecektin oyun muydum? Murat gibi sadık biri Ömrü billah bulur muydun? Aman aman kalsın sözler Bıktım artık daha neler Kalbimin de bir sabrı var Yeter artık ulan yeter
Bir kitap olsam cilt cilt; Okunsam okunsam bitmesem Bir yazı olsam içinde; Virgüller sayesinde noktalar renklense Bir şiir olsam şairde; Sevgiyi kafiyeyle anlatsam Bir kıt'a olsam içinde; Şiir yazmaya tövbe etse Bir dünya olsam insanda; Döne döne kalbe ulaşsam Bir pıhtı olsam kanında; Tüm bedene hayat katsam Bir heybe olsam hamalda; Bükülene dek yük alsam Bir dert olsam sırtında; Ah düşünse de sabretse
Yine dert küpü oldum, daima güz Bitmiyor gardaş hüzün, gülmüyor yüz Eşim, dostum, akrabam kutuplaşmış Sistem mi eğri, yoksa dünya mı düz? El bağlı, kol bağlı oturmaktayız Sükut hayâl oldu, bağırmaktayız Hukuka, tüzüğe güven kalmamış Sorsan; elhamdülillâh müslümanız Ahlar geldi, vahlar gitti, lüzumsuz Ben gerekeni yaparım, sözüm söz Bitmiyorsa eğer iki yaz, bir kış Yönetendir eğri olan, düpedüz
Ne baharı kaldı ülkemin, ne yazı, ne güzü, ne de kışı Ne kara kışlar gördü bu toprak; mermiler sanki yere yağdı Yağsa da mermiler, denize döküldü işgale gelen düşman! Ama içimizdeki düşman, bu durumdan neden hâlâ pişman? Pişmanlık Atatürkse, eğilir onun önünde bütün dünya! Amerika, Avrupa, Afrika, Okyanusya, İskandinavya... 'Atatürk gibi düşün' sözü bile varsa sövdüğün gâvurda; Sen arasan da bulamazsın rahmeti, duvardaki Kur-an'da!
Bir masada kadeh tokuşturmayı bilenlerin olması kâfidir edepte Edep dediğin büyüğü dinlemektir tokuşturunca kadehi sükûnette Derdim değil olmak ehl-i keyf amma Ben içmeden de mest olur, görünce refik-i âlâyı muhâcerette * * * * * * * * * * * * * Olsun varsın bir iki tek içtik diye rakının günâhı Ama olmazsa olmazdır bir büyüğün gölgesindeki muhabbetin sevâbı Dert etme bu kadar, dertten büyük Allah var İçmesini bilenin değil korkusu, Allah sevgisi var
En güzel çiçek ne diye sordular Hiç koparılmamış, henüz bir kadından geri çevrilmemiş olan dedim Güldüler Gülerler, gülsünler Onlar bilmezler çiçeğin boyun büktüğünü Bilmezler çiçeği; anası topraktan, sevdası güneşten ayırdıklarını Gülsünler Dünyanın en zor şeyi ne diye sordular Sevdiğin tarafından sevilmek dedim Zor olan şey bu mu deyip güldüler Gülsünler Onlar bilmezler sevginin bükülmediğini Bilmezler sevginin, yalnız sevgiye aç kaldığını Gülsünler Sevmek nedir diye sordular Bir bedende iki olmak dedim Anlamadılar Güldüm
Hiç tanımadığın birini kıskanıyorsan Gözlerini kapattığında bile onu görüyorsan Uyumak için bile göz göze gelmekten korkuyorsan Söyle nedir bu, neyin alameti? Tanımadığın birine yaklaşınca kalp ritmin artıyorsa Maraton koşmuş gibi nefes nefese kalıyorsan Sesin dudakların titriyor, dizlerinin bağı çözülüyorsa Bilmem, sen söyle, bu neyin işareti? Tanımadığın biri için hayatın artık spontane bir hâl aldıysa Karanlık bile o gözün ışığıyla aydınlanıyorsa Hayatının tek problemi şu 3 kıtânın 4. mısralarındaki sorunun cevabı olduysa Bilmem, söyle yeterki, nedir bu bendeki?
Sen! Evet evet, sen! Deniz güzeli, güneş sarısı, yaban çiçeği Çocukların tırmanamadığı ağacın en uçtaki meyvesi Sulu, tatlı, biraz da mayhoş Haydi koş Saçların, rüzgârın varlığını hissettirsin Ağustos güneşi altında, ağaçların gölgesinde serinletsin Bir annenin evladına olan sevgisi Bir kızın babasına duyduğu aşk ol, gel Kalıplara girmemiş bir prenses Dalgaların falezlere çarptığı ses ol, gel
Bir gün diyordun, bir gün Hiç de beklemediğin bir anda; Kime susadığını bilmiyorum ama, Yine de çıktım karşına Döndüğün sokaktan çevirecek, İsmini söyleyip şaşırtacaktım seni Tam da bu zamanda Ben de senin geçtiğin sokaklardan geçtim yalnızca Sanmam çözülürdü şu an kollarının bağı Ama unutturabilirdim sana daha önce yapılanları Bilmem, duymazdan gelir misin artık sana yazdıklarıma? Sen beni tanı, Ben de seni diye, Çıktım artık karşına...
Ülkede her şey kötü gidebilir. Tarihin en karanlık, en umutsuz günleri yaşanıyor olabilir. Acı çekeriz, mücadele ederiz, direniriz, gün gelir illâ ki düzelir her şey. Ama; Sana açılmasaydım; hayatımın geri kalanında pişman biri olarak kalacaktım. Bu yüzden; beni beğenirsin, beğenmezsin, hiç önemli değil. Ben kalbimin sesini dinledim, şimdi bahtiyârım. Açık denizde bir sandal, bir de yelken Küçük yeller oynatmaz beni yerimden Yel değil ki sendeki; öyle bir tufan Kop artık, kop da gel sonsuz gökyüzünden
Bakma, düştüğün zaman boğar seni Bahtın gözüme yansıttığı deniz Hep yakamoz içinde tutar beni Her sabah da dışına atar deniz Sen gökkuşağında her bir renksin ki; Üstünde güneşin endâmı gezer Kabaran dilimde benim her türkü Baharı olmayan bir kışı süzer Senin önünde yıldızlar eğilir Gökyüzünde bildiğin ne varsa hep Seni Dünya, Güneş ve Ay kıskanır Beni sanma değerli bir müzehhep Ağlayan dertli bir kalp vardır bende Ondandır böyle boş boş bakışlarım Kilit vurup her türlü sonsuz derde Tek korkumdur kırılsın kanatlarım
Nasıl ağlıyorsa şâir, mısralarında, Nasıl mutlu oluyorsa ressam, tualinde, Nasıl seviyorsa mecnun, karşılıksız şu dünyada, Bir ilham gelir ve dökülür; kalpten dile, şiir olur. Sobanın dibinde titreyen insan, Uzakta arar sıcaklığı, değer görmeden Çünkü biliyordur: kalbi ısıtan; Yardan başkası değil
Hayat, Bazen güneş doğmadan uyanan kuşların cıvıltıları ile gece yatmadan evvel bir baykuşun ötüşü arasında kalan, ıslak bıraktığımız ve kurumasını beklediğimiz anların silsilesi kadar büyülü ve hızlı geçse de, aslında aklından geçirdiğin o andır. Hayat düşüncedir farkındaysan, değilsen rüya olduğunu uyandığında öğrenecek kadar da tembel olur insan...
Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin, kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin devleti yönetebileceği zannedilir. Demokrasi, bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar." der, Platon M.ö. 427-347 Peki ya günümüzde? Adalet ve Kalkınma diye geldiler; ne adalet kaldı, ne ekonomi. Yaşam ve Adalet diye gelip, özgürlüklerden ve hukuktan dem vuruyorlar; ne özgürlük bırakacaklar ne de hukuk... Yarım yüzyılda Türkiye'de; 'demokrasi, adalet, güven, vatan, yol vb.' diyerek kurdukları partiler ve bunların iktidarlığı yüzünden bu durumlara geldik. Sağ-sol, alevi-sunni, Türk-Kürt ve dindar-lâik olarak Türkiye'yi kutuplaştırdılar. Önce insan diyerek, Atatürk'ün 'Köylü milletin efendisidir.' sözüne istinaden, genç cumhuriyetin yurttaşlarının eğitilmesi, yurdun sanayileşmesi, dünyayı tanıması, sanat ve spor ile güçlü bir topluma rol model olması için kurulan kültür abidesi köy enstitülerini kapattılar. Durum gayet açıktı: İnsanı eğitmeden hiçbir şeyin düzelmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Yurttaşların elinden bu hakkı aldılar. Toplumun yaşayışı batılı toplumlar gibiydi fakat Terakkiperver Partisi ve sonrasında kurulan partiler ve CHP içine sığınmış Cumhuriyet düşmanları yüzünden, ülkede hep bir batıya özenme, batılaşamama(uygarlaşamama) sorunları baş gösterdi. Yurdumuzun gelinen son noktasında en büyük sorunumuz, ne işsizliktir, ne ekonomi, ne de terör... Bu ülkenin en büyük sorunu eğitimdir, eğitim.