13 Aralık 2012 Perşembe
9 Aralık 2012 Pazar
Sahte Yüzler
Cadılar bayramında mıyız bugün?
Yoksa deli miyiz, bize bayram her gün?
Sokakta yürüyorum, insanlara bakarak.
Hâl, hareket, jest, mimik ne varsa...
İnsanların maskelerini görünce,
Of çekiyorum, bu nedenle çoğu sıra.
Sayamıyorum genelde tanıdık simâların maskelerini.
Çünkü çoğu zaman başka maskeyle görüyorum her hâl ve hareketini.
Ve sürekli soruyorum kendime, acaba bu mu kendisi diye.
Ve maalesef sabredemeden görüyorum gerçek yüzünü,
Küçük bir iyilik yapınca kendisine.
Anlıyorum o zaman bu insanın ne kadar kişiliksiz olduğunu
Ya da küçücük bir iyiliğe, kişiliğini satabilecek kadar kişiliğe sahip olmadığını.
Bilmiyorki O, iyilik yaparken benim karşılık beklemediğimi.
Yürüyorum yine aynı sokakta her gün.
Çünkü her sokak benim için aynı her gün.
Değişen, sadece gerçek yüzlerin önüne giyilmiş maskeler.
Değişmeyense maskelerin arkasındaki yüzler.
Genellikle canımı sıkıyor böyle insanlar.
Hatta her zaman, istemediğim anda istemediğim sözler.
Alışıyorum galiba bu arkası kesilmeyen yüzlere.
Zaman zaman da olsa bakıyorum çünkü;
Çocukların o tertemiz yüzüne.
Bazen maskelerden sıkıldığımda da gidiyorum bir parka;
Oynayan çocukları izlemeye.
Çünkü hepsi tertemiz, hepsi saklayamadığı ilk yüzü üzerinde.
Tabii bazen yanlarında âkil olan ablaları, abileri...
Onlar da maske takmayı öğrenmeye başlıyorlar yeni yeni .
Çoğu zaman takıyorlar; bazısı kırık, bazısı çatlak maskeler,
Kimisi de taktığı maskenin ne işe yaradığından bihaber.
Dünyanın kuralı mı yoksa toplum mu itiyor bu durumu?
Toplum da itiyor olsa, dünya kuralı da olsa ne keder!
30 Kasım 2012 Cuma
Kıyafet Serbestliği bir devrim değil, saman altından su yürütmedir.
Eğitim-öğretim kurumlarımızda eğitim alan öğrenciler için kıyafet serbestliği senelerdir tartışılır oldu. Hatırlarsanız bundan seneler önce gazeteci-yazar Ali Kırca 'nın sunduğu Siyaset Meydanı 'na bile konu olmuş olan bu durum, ister istemez Türkiye 'nin gündemine daha önceleri de gelmiş, fakat karar değişmemişti. Tabii ki bu, 2002 yılından önce idi.
Şimdi gelelim asıl olaya, yani devlet okullarında öğrenim gören öğrencilerin tek tipten, kıyafet serbestliliğe geçişine: Fark ettiyseniz ki -maalesef Türk Milleti biraz geç anlar- Atatürk 'ün yaptığı tüm devrimler sırayla yıkılıyor. Buradaki amaç, gelecek nesillere, Atatürk sevgisini ve devrimlerini sindirmemek, ama asıl amaç; türban, çarşaf, saç, sakal, cübbe serbestliği... Kısaca batıcılıktan bahseden hükümet, öğrenciler arasında eşitsizlik olacağını neden göremez? Gelişmiş ülkelerde bu; insan eşitsizliğine, kısaca insan ayrımına yol açtığı için, nerdeyse bütün gelişmiş ülkeler Mustafa Kemal Atatürk 'ün bundan onlarca sene gerçekleştirmiş olduğu devrimi baz alır. Peki neden, Türkiye bu örnek devrimle bütünleşmişken, diğer gelişmiş ülkelere karşı övünmez de bu devrimi silip atar? Dediğim gibi amaç saman altından su yürütmedir. Bu ülke batılı güçler tarafından senelerdir bölünmeye çalışılmış, kısmen de bölünmüştür; Sağcı-Solcu, Alevi-Sunni, Türk-Kürt, Lâik-Müslüman(sanki lâik olan müslüman değilmiş gibi), şimdi de Zengin-Fakir-Dindar-Dindar olmayan öğrenci vs... Bırakın artık sağ-sol, alevi-sunni, Türk-Kürt vs kavgalarını. Senelerdir bu ülkeyi zaten mânen bölmüşler, bir de fiziken bölmek için PKK 'yı musallat etmişler başımıza. Biz hâlâ; yok şunları seçelim, yok bunları tutalım, onlar daha güçlü, yok olmaz olmaz bu taraftakiler daha iyi, daha dürüst gibi yaklaşımlar içine girelim. Bu vatan elden gittiğinde yine kendi kendimize kaldığımızda anlayacağız olup biteni. Çünkü Türk 'ün, Türk 'ten başka dostu yoktur. Neyse iyi uykular Türkiye! Durmak yok uykuya devam...
KOĞUŞ KALK !
Mavi Marmara için İsrail 'e sesini çıkartamayan 'one minute'çı Tayyip, kendini İslâm Bekçisi sanarken, dil uzattığı Mustafa Kemal Atatürk bunu 74 sene önce yapmış ve Emperyalist güçlere karşı tek başına kafa tutmuştur. Ama kendisini MustafaKemal ile kıyaslayan Tayyip(boku bile olamaz), sadece gündem değiştiren nâralar atmaktadır. Tayyip 'in amacı bu milleti uyutmak, uyananı susturmak ve Türkiye 'yi bölmektir. Cumhuriyet bizimdir ve pâyidar olacaktır. Başkanlık Sistemi adı altında Türk Milleti uyutulmaktadır. Cumhuriyete oynanan oyunlara göz yummayın.
Bir devleti fethetmek için artık silaha, topa, tüfeğe ihtiyaç yoktur. İçten fethetmek diye bir deyim vardır. Bu deyim şu an ülkemizde uygulanmaktadır. İçten fethetmek, savaşmaktan kolay ama daha zahmetlidir. Çünkü Cumhuriyet, tek kişinin yönettiği bir sistem değildir. Aksine halkın oyuyla seçilen kişilerin kendini yönettiği bir sistemdir. Fethetmenin zahmetli olan kısmı ise çıkarlarına uygun adamı bulmak, onu yükseltmek ve o ülke halkına o kişiyi sevdirip bu oyunu hissettirmemektir. Çünkü oynadığın oyun ortaya çıkarsa o ülkenin halkı gerekeni yapacaktır. Hele bir de o halk Türk Halkı ise...
Ancak, eğer Başkanlık Sistemi gelirse; ülke tek kişinin kaderinin elinde olacak, o ne isterse, daha doğrusu bu ülkenin başında bulunan kişiyi kim yönlendiriyorsa onun istediği olacak ! Bakınız boşuna Arap Baharı diye bir şey çıkarılmadı. Amaç; demokrasiye acemi olan ülkelerin demokratikleştirilmesi, monarşik, teokratik, dikta hükümetlerinin yıkılması ve yerine batının(amerika) sözünü dinleyen, emirlerine uyan bir hükümetin getirilmesidir. Adı da DEMOKRATİKLEŞME YALANIDIR. Çünkü, hiçbir müslüman ülke Amerika 'yı bu topraklarda istememektedir. Tek kişinin başında olduğu müslüman devletlerde bu sorunu ancak devletin başındakini yine içerden fethederek, yani kendi halkını milislendirerek yapmak mümkündür. İşte bu yüzden Tayyip, Büyük Ortadoğu Projesi( BÜYÜK İSRAİL PROJESİ ) eş başkanıdır. Neden ? Çünkü Tayyip, 1923 'te tamamen demokratikleşmiş bir ülke, yani Türkiye Cumhuriyeti 'nde yetişmiş ve master yapmıştır. Amerika 'nın Politikası ise bu bölgedeki Petrol, Doğalgaz, Bor gibi çok önemli yer altı kaynaklarını elinde bulundurmak ve Enerjiyi kontrol etmektir ancak, asıl amaç; İsrail 'e kendi inançlarındaki vaadedilen toprakları geri vermektir. Bu vaadedilen topraklar ise İç Anadolu 'dan Ermenistan 'a, Ermenistan 'dan Basra Körfezi ve Suudi Arabistan 'a, Suudi Arabistan 'dan da Mısır 'a kadar olan bölümdür. Tayyip, bilerek ya da bilmeyerek bu hatayı yapmaya zorlanmaktadır. Bu arada Fethullah 'ın adamı Tayyip değil Cumhurbaşkanı A. Gül 'dür. Hâlâ rüyaydı gerçek oldu masalına kanmayınız. Bir gün uyandığınızda her şey geç olmuş olabilir. Bir gün kalktığınızda ne Türkiye Cumhuriyeti, ne de yarınlar olmayabilir. Her Türk asker doğar. Bu yüzden,
KOĞUŞ KALK !
Atatürk 'ün Gençliğe Hitabesi... (Günümüz Türkçesi ile)
Ey Türk Gençliği !
Birinci görevin, Türk bağımsızlığını\özgürlüğünü, Türk CUMHURİYETİNİ, sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. Gelecekte bile seni bu hazineden mahrum\yoksun etmek isteyecek, İÇERİDE ve DIŞARIDA kötü fikirli düşmanların olacaktır. Bir gün BAĞIMSIZLIK ve CUMHURİYETİ korumak zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın görevin olanak ve şartlarını düşünmeyeceksin ! Bu olanak ve şartlar, çok elverişsiz bir nitelikte ortaya çıkabilir. BAĞIMSIZLIK ve CUMHURİYETİNİ yok etmek isteyen düşmanlar, bütün dünyada eşi\benzeri görülmemiş bir galibiyetin temsilcisi olabilirler. Zorla ve hile ile aziz vatanın bütün savunma birlikleri zor kullanılarak ele geçirilmiş, bütün liman ve tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi gerçekten işgâl edilmiş olabilir. Bütün bu şartlardan daha acıklı ve daha tehlikeli olmak üzere, memleketin içerisinde, güç ve kudrete sahip olanlar, çevresinde olup bitenlerin farkında olmadan, doğru yoldan sapmış ve hatta ihanet etmiş olabilirler. Hatta bu güç ve kudret sahipleri kişisel çıkarlarını, bürokrat ve generallerin siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Millet, zorunluluğun getirdiği yoksulluk içinde perişan ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk Geleceğinin evlâdı ! İşte, bu vaziyet ve şartlar altında görevin; Türk KURTULUŞ ve CUMHURİYETİNİ kurtarmaktır. Muhtaç olduğun güç ve kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur !
2002 | Milenyum Devşirmeleri
Tarih 19 Ekim 2009... Bugün de 19 Ekim... Aradan 2 sene geçmiş. Değişen çok şey var ancak bu değişimi göremeyecek olan 26 delikanlı şehit var. 2 sene önce bugün ne mi oldu ? 2 sene önce bugün Habur 'dan PKK 'lılar içeri alındı sözde kürt açılmıyla. 2002 'den bu yana ne değişti ? Değişen çok şey var... 2002 'den bu yana gün geçtikçe şehit sayımız arttıkça arttı, zamlarla aynı paralellikte. Ekteki resimde de görüldüğü gibi şehit sayıları bunlardır. Sadece 2010 'da şehit sayısı 139 'dur sivil kayıplar ve 2011 'de can veren sivil ve şehitler hariç. 2002 'den bu yana ne mi değişti ? Değişmeyen bir şey kalmadı desek daha doğru olur aslında. Fakat dün ve bugün arasındaki değişikliği göremeyecek 26 delikanlı şehit var. 2002 'den bugüne dek; fakir gittikçe fakirleşiyor, zengin malına mal katıyor. Hukuk bağımsızlığını sadece masallarda okuyabiliyoruz. Yarın neye zam gelecek acaba diye bir gün önceden tedirginliğe başlıyoruz. Aldığımız maaşı aynı gün borçlara yatırıp, para bitince; kredi kartına, patrona borçlanıyoruz. Ehliyetimiz varken Porche 'yi bırak el arabası alamıyoruz. Evimiz de ışıkları söndürüp fenerlerle dolaşıyoruz. Gerçi kirlenmeyen tek fener evlerimizde kullandıklarımız kaldı. Efkârdan sigara içmek isterken sigaraya gelen zammı hatırlayarak milletten otlanıyoruz. Üstüne bir de sözde işsizlik azalmışken sokakta iş bulamıyoruz. Sizin adaletinizden, yolsuzluğunuzdan ve tüm fitnelerinizden Allah 'a sığınıyorum. Allah sizin belanızı versin. Geri kalan o %50 'ye de bir çift sözüm var: Hakkımı size helal etmiyorum. Ahirette 2 elim yakanızda olacak ! ! !
BDP Anayasa 'yı çiğniyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı uyuyor mu ?
T.C. Anayasası 'nın Dördüncü Bölüm Siyasî Haklar ve Ödevler bendi
III. Siyasî partilerle ilgili hükümler başlığı
A. Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma başlığı altındaki 69. maddesinin
5. Fıkrası
"Bir siyasî partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir."
6. Fıkrası
"Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. (Ek cümle: 3/10/2001-4709/25 md.) Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır."
7. Fıkrası "Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz. "
8. Fıkrası "Bir siyasî partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar." na dayanarak:
BDP, T.C. Anayasası 'nın Dördüncü Bölüm Siyasi Haklar ve Ödevler bendi
III. Siyasî partilerle ilgili hükümler başlığı
A. Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma başlığı altındaki 68. Madde 'nin
4. Fıkrası
"Siyasî partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez." nı çiğnemiştir.
Antalya/Kepez Kültür(Mason) Merkezi
Illuminate Tarikâti, kısaca masonlar, yüzyıllardır Kabala 'yı
kullanmışlar, Deccal 'e tapınmışlardır. Hatta Illuminate kurulmadan
binlerce yıl önce Deccal 'e tapınma şekillerinin günümüze kadar izleri
kalmıştır. Bunlar arasında akla ilk gelenleri ise Dünya 'nın 7 Harikası
'ndan biri olan Mısır Piramitleri 'dir.
Genellikle bu tarz tapınma yerleri Dünya 'nın 7 Harikası arasına
giriyor. Bu yüzden diğeri de asma bahçeleriyle ünlü Babil 'in kulesidir.

Bunlar arasında günümüze dek gelen diğer yapı ise Kayıp Kıt'a Mu 'dan gelen, büyük olasılıkla Türklerin inşa ettiğini sandığım Maya, İnka ve Aztek Piramitleridir.
Bu arada Deccal kıyamet alâmetlerinden biridir ve Deccal TEK GÖZLÜ 'dür. Illuminate(Masonlar) Deccal 'in uşaklarıdır.
“Bütün peygamberler ümmetlerini yalancı kör deccâlin tehlikesine karşı uyarmışlardır. Şunu bilin ki, onun bir gözü kördür; ama sizin azîz ve celîl olan Rabbiniz tek gözlü değildir. Deccâlin iki gözünün arasına kâfir (ke-fe-re) diye yazılmıştır.”
Buhârî, Fiten 26, Tevhîd 17; Müslim, Fiten 101, 102. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Melâhim 14, Sünnet 25-26; Tirmizî, Fiten 56, 62; İbni Mâce, Fiten 33
“Allah Teâlâ tek gözlü değildir. Şunu unutmayın ki, deccâlin sağ gözü kördür. Onun bu gözü üzüm salkımından dışarı fırlamış üzüm tanesi gibidir.”
Buhârî, Fiten 26, Tevhîd 17; Müslim, Îmân 274. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 60
Hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı gibi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizi deccal fitnesine karşı uyarmıştır. İşte bu propagandalardan bazıları birçoğumuzun hayranlıkla izlediği filmlere konu olmuştur.
Yüzüklerin Efendisi 1-2-3
Sherlock Holmes
Immortals (Ölümsüzler)

gibi...
İşte bu işaretler Illuminate 'in neler yaptığının, aşağıdakiler ise şu anki hükümetin içine kadar girdiklerinin delilidir sanırım...
Toki Evleri 'nin çatılarında Haçların ne işi var ?

Şimdi gelelim, Hepar Kepez Gençlik Kolları 'ndayken yaptığımız habere; bunlarla Kepez Kültür Merkezi 'nin ne alakası var:
Masonlar ya da Illuminate nereye girerse orada mühürlerini ya da izlerini bırakırlar. Ayrıca bu mason işaretleri Deccal propagandası olarak kullanılır. Çünkü Deccal ortaya çıktığında yanına uşaklarını arayacaktır ve uşakları da onun için bu işaretleri bırakmaktadır. İşte sıra geldi Kepez Kültür Merkezi 'ne...
Son olarak Dünya üzerinde Türkiye haricinde daha belirgin masonik işaretler mevcut.
Bunlardan sadece bazıları:
Dünya üzerinde bunlar yaşanırken Türkiye 'nin başkenti Ankara 'da, Cumhuriyet 'in beşiği T.B.M.M. bahçesinde de bunları görmek mevcut ne yazıkki !
Kepez Kültür-Mason Merkezi haberine yardımcı olan İbrahim Başeğmez 'e katkılarından dolayı teşekkür ederim.
Antalya 'daki Antray hakkında bilinmeyenleri bilmeyenlere bilgilendirme !
Menderes Türel güzel çalışmış, alışıla gelmiş AKP zihniyetinde paraları ANTKART ile cukkalamaya kalkmış, Antalya 'yı ANTRAY ile rezil rüsva etmiştir. ANTRAY 'ın yapılma amacını söylediklerinde; Antalya 'nın gelecek 10-15 sene sonraki trafik sorununu halletmek için yapıyoruz ve Antalya 'nın vizyonuna güzellik katacak hafif raylı sistem demişlerdi. Antalya 'nın geçtim 10-15 senesini ANTRAY yapıldıktan sonra zaten Antalya 'nın trafiği çökmüştür. Sen; Antalya 'nın bırak, 10-15 sene sonra trafik sorununa çözüm bulduğuna inandığın ANTRAY ile bizi o kadar sene bekletmedin ne yazık ki.
E be eski belediye başkanı Türel söylerim sana. Buradan yazdıklarımı bir gün okur veya duyarsan eğer diye yazıyorum.
Antalya şehri yerleşim merkezleri mesafe olarak birbirine yakın oldukları ve yeraltı yapısının uygun olmamasından dolayı Antalya 'ya metro ulaşımı yapamıyoruz demiştiniz.
E be kardeşim boşa yatırım yapıp tanesi 50 TRİLYON 'dan 14 tane tramvaydan toplamda 700 TRİLYON belediyeyi borçlandırdın. İller bankası ya da IMF 'den aldığın bu parayı şimdi borçlarını ödemeye çalışan mirasçı belediye ödüyor ve 2009 yerel seçimlerinde Antalya 'ya gelip bundan sonra Antalya 'ya yatırım yok diye tehdit eden boşbakanın da sözleriyle Antalyalılar ızdırap çekiyor. Bu pisliği temizlemeye çalışan Akaydın da maalesef senin işitmen gereken lafları duymak durumunda kalıyor. Akaydın 'ı desteklediğimden değil, "yiğidi öldür ama hakkını yeme" lafını savunmamdan ve 20 senedir Antalya 'da yaşayan bir vatandaş olmamdan diyorum. Görülen köy kılavuz istemiyor... Hakkımı helâl etmiyorum...
Benim Yârim, Anadolu!

Yine dert küpü oldum, daima güz.
Bitmiyor hüzün, gülmüyor yüz.
Kan kaybediyoruz oluk oluk
Görmüyor mu kimse ?
Vatan elden gidiyor
Herkes mi öküz ?
Ne yarlar gördüm anasından ayrı,
Bana ne yardan, anasız gayrı,
Benim bir anam var; medeniyet beşiği Anadolu
Vardır keli körü, ipi sapı, sağı solu
Anam bağırır, duymaz mı kimse ?
Bu insanlar görmez mi, bilmez mi yolu ?
UYAN !
Ey Anadolu ‘nun kucağındaki evlat,
Ey Dünya ‘yı titreten ecdatın torunu,
UYAN !
Görmez misin batının boyunduruğunu ?
Duymaz mısın kardeşinin çığlıklarını ?
UYAN !
Şimdi oyunlara çomak sokma zamanı.
Geç olmadan uyan, sattırma vatanı,
UYAN !
Özenti olma, sahip çık Vatan ‘a
Türklüğünle övün, sövdürtme anana !
UYAN !
Ki görsün el, âlem tarihin tekrarını.
Ki bilsin damarlarımızdaki kanları.
UYAN !
Diz çökme oynanan sinsice oyunlara.
Tam üyelik diye tâviz verme bunlara.
UYAN !
ABD, AB, ERMENİ, PKK, YUNAN
Kuyunu kazıyor, UYAN artık UYAN !
Hayat
Bir ruh girdi bedene.
Fidan oldu, yeşerdi ve soldu.
Hayat...
Ve ben öldüm;
Bedenim cansız yatıyor yerde.
Derinlerde, çok derinde küçük bir kıpırtı büyüyor sessizce.
Gittikçe büyüyor, fırtınalar kopuyor bedenimde.
Ruhum çıkıyordu bedenimden;
Sessiz çığlıklar atıyordum durmadan.
Fayda yok, bıraktım artık tırnağımın ucunu...
Karanlıktan çıktım, nurâni yola!
Karşımda bir vadi ve köprü...
Arkamdan itiyorlardı sanki beni bu köprüye.
Kıldan daha ince, demirden daha sert...
Atladım köprüye, geçmeye çalıştım.
Aşağıdan buharlar geliyordu...
Korktum düşmekten.
Ama insani duygulardan arınmıştım.
Korkunun ecele faydası yok.
Düştüm, düşeceğim dedim.
Köprünün sonuna gelmişim.
Bir adım da geçtim.
Arkama baktım,
Ucunu göremediğim köprü iki adımlık...
Şaşırdım, devam ettim.
Önümde bir kaynak...
Kana kana içtim.
Bildim, zem zem.
Şaşkınlığımı aldı bir an.
Karşımda nurlu bir yol;
Ötede Cennet...
Nerdeyim?
Göz bebeklerimin büyüdüğünü hissedebiliyorum.
Ayağımda zincirler var, dokunabiliyorum.
Kenara geçtim, karanlığın içinde.
Duvara yaslandım, nerdeyim ?
Hiç ses yoktu zincirlerimden başka.
Zincir durunca korkuyordum.
Bir kapı kolu geldi elime...
Beynim döndü bir an:
Zindandaydım.
Kapı deliğinden baktım, karanlıktan başka bir şey göremiyordum.
Hangi yılda, hangi ayda, hangi gündeydik ?
Gece mi, gündüz mü ?
Bilmiyordum.
Bildiğim tek bir şey vardı:
Karanlık, soğuk, zindan!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)